2021 OSCAR YARIŞI #7: NOMADLAND

The Rider, Song My Brothers Taught Me filmleriyle neo-western türünün yeni ve farklı örneklerini üreten Chloé Zhao aynı atmosfer altında daha yetkin bir yol filmiyle karşımızda: Nomadland. Belgesel tadında olan bu film Oscar’da en iyi film, en iyi kadın oyuncu, en iyi yönetmen en iyi uyarlama senaryo, en iyi görüntü yönetmeni ve en iyi film kurgusuna aday.

Venedik Film Festivali’nden büyük ödül Altın Aslan ile dönen Nomadland, Jessica Buruder’in 2017 yılında yayınlanan aynı adlı kitaptan uyarlama. Aslında bu kitap sadece bir kurgusal roman değil. Ekonomik zorluklar altında ezilen, sayıları gittikçe artan ve kaçış yolları arayan Amerikalılar hakkında derin bir araştırma sonucunda ortaya çıkan gerçekleri yansıtan bir eser. 2008 yılındaki ekonomik krizden yıpranmış ve hayatları değişen insanlar hakkında. Bu insanlardan bir kısmı evlerinden, işlerinden ve çevresindeki insanlardan kopmuş ve karavanlarıyla göçebe bir hayata başlamışlar. Bu insanların hayatla olan mücadelesi tüm gerçekliğiyle anlatılmaktadır.

Yıkımla Başlayan Bir Film

Cholé Zhao’nun filmlerinde genellikle öykü hep bir yıkımla başlıyor. Daha önceki The Rider (Binici) adlı filmin ana karakteri Brady bir rodeocuydu. Filmin başında rodeo yaparken attan düşüp toynak darbesiyle kafasına ağır bir yara alıyor. Brady’nin hikâyesi bu şanssız olay üzerine kuruluydu ve bu olayın doğurduğu yeni olaylar üzerinden devam ediyordu.

Zhao’nun yazıp yönettiği Nomadland (Göçebe), kocası ölmüş, düzenli bir işi veya evi olmayan orta yaşlarının sonlarındaki Fern (Frances McDormand) ile açılıyor. Aslında bir evi var ama bu sadece Vanguard (Öncü) adını verdiği ve içini kendine göre bölümlere ayırıp tasarladığı bir minibüsten başka bir şey değil. Fern, göçmen kuşlar gibi yıl boyunca hava sıcaklıklarına göre göç edip her gittiği yerde günübirlik işlerde çalışarak hayatta kalmaya çalışıyor. Her yeni mekan ve iş yeni arkadaşlıklar demek. Elbette göç zamanı gelince bu arkadaşlıklar da bitiyor.

Bu göçebe hayatın başında var olan bir sahne Fern’in “evsiz” kavramına olan bakışını net biçimde ortaya koyuyor. Bir markette karşılaştığı eski öğrencisi, Fern’e “Sen evsiz misin (Are you homeless?)” diye soruyor. Fern ise ‘I’m not homeless. I’m just houseless’ (her hangi bir eve sahip olmamak) diye yanıtlıyor. Evsiz olduğunu kabul etmiyor. Evsiz olma kavramının ne olduğunu bize sorgulatıyor. O evini yanında taşıyan bir insan. Evini taşıdığı her yerde farklı işlerde çalışıyor ve temel ihtiyaçlarıyla hayatını devam ettiriyor.

Kamera Fern’ü takip ederken onun bazen yüzüne yaklaşıyor, bazen uzaklaşıyor Fern küçük bir detay olarak gözüküyor, bazen içinde bulunduğu mekânın içinde bir bütün olarak gösteriyor, bazen de onu tamamen kadraj dışında bırakıyor. Böylece Fern karakterinin yaşadığı aidiyet hissi ve sürekli hareket halini bizde hissediyoruz. Filmde yapay ışığın pek kullanılmamış olmaması doğal ışığın altında doğal bir hayat çizilmesine olanak sağlamış.

Ben genel olarak filmi beğendim, belgesel tadında bir havası var. Uzun süredir sürekli durağan ve yavaş ilerleyen filmler izliyor oluşumdan olabilir ama filmi hızlandırıp izlemek bana daha iyi hissettirdi. Filmde diyaloglar az ve öz, hikayeyi görsel olarak aktarmaya özen göstermişler. Hikayenin söz ile değil görsel ile anlatıldığı filmleri genellikle daha çok severim, çünkü hikayedeki çoğu his ve düşünceyi istediğimiz gibi doldurabiliriz, karaktere her bakan o sahnede ne hissettiğini farklı algılayabilir ve bu durumun tek bir doğrusu yoktur. İzleyiciyi de hikayenin içine katar, sadece izleyip anlamaya değil izleyip anlamlandırmaya sevk ediyor. Bu film de işte öyle istediğiniz sahneyi istediğiniz gibi yorumlayıp anlamlandırabilirsiniz.

***Çok Önemli Not!***  Kitlesel tepkiler, eleştiriler, övgü ya da sövgüler her zaman doğruyu yansıtmaz. Birçok insan hep bir ağızdan bir dizi, film ya da kitabı övdü ya da gömdü diye o işin gerçek karşılığının bu olduğu anlamına gelmez. İzlediğinizde ya da okuduğunuzda sizin de böyle hissedeceğiniz anlamına da gelmiyor. Kendi perspektifinize güvenin, bazen pek çok insanın alamadığı tadı, göremediği inceliği çok eleştirilen bir işten alabileceğimiz ihtimalini her zaman göz önünde tutmak gerekir. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir