Cahide Sonku’dan Şimdiye İlk Kadın Yönetmenin Savaşı ve Şu An Gelinen Nokta

Cahide Sonku, Türk sinema tarihinin ilk kadın yönetmeni. Sonku 1919 yılında o gün Osmanlı topraklarında yer alan Yemen’in San’a kentinde doğdu. Sanat yaşamına 16 yaşında girdiği Darulbedayi’de (İstanbul Şehir Tiyatroları) tiyatro oyuncusu olarak başladı. Yaşamı boyunca birçok tiyatro oyununda ve sinema filminde rol aldı.

Muhsin Ertuğrul’un Cahide Sonku üzerindeki rolü ise çok büyüktür. Ertuğrul, tiyatro yaşamı boyunca Sonku’ya destek oldu ve onu eğitti. Sonku’yu “Söz Bir Allah Bir” filmiyle birlikte de beyazperdeyle tanıştırdı. 1934 yılında ise ilk köy filmi olan “Aysel Bataklı Damın Kızı” filminde ona rol verdi. “Aysel Bataklı Damın Kızı” kaynaklarda ilk köy filmi olarak geçer. Bu film sayesinde Sonku Anadolu halkının da gönlünü fethetti.

Sonku’nun Türk sinema tarihi açısından bir devrim yaratan hareketi ise 1949’da yapımcısı olduğu ve aynı zamanda oyuncu kadrosunda da yer aldığı “Fedakar Ana” filmi ile oldu. Filmde yönetmen Seyfi Havaeri’nin hastalanmasıyla Sonku, yönetmen koltuğuna oturarak filmi tamamladı. 1951 yılına gelindiğindeyse Talat Artamel ve Sami Ayanoğlu ile birlikte “Vatan yahut Namık Kemal” filmini yönetti. Yıldız Dergisi’nin düzenlediği yarışmada “Vatan Yahut Namık Kemal” en iyi film seçildi ve Sonku ilk planlı yönetmenlik deneyiminde başarıya ulaştı. Ardından 1953 yılında şarkılı filmlerin başarılı örneklerinden biri olan “Beklenen Şarkı” filminde yönetmen koltuğuna Sami Ayanoğlu ve Orhon Murat Arıburnu ile oturdu. Aynı zamanda Zeki Müren ile birlikte filmin başrolünü paylaşıyordu. 1950 yılında kurduğu Sonku Film ise filmin yapımcılığını üstleniyordu. Sonku 3. Yönetmenlik deneyimi olmasına rağmen büyük başarı yakaladı. Oynadığı tiyatro oyunları ve sinema filmlerindeki başarısının ardından yönetmenlik alanında da başarılı ve emin adımlarla ilerledi. Son yönetmen koltuğuna oturuşu ise 1956 yılında Talat Artamel ile çektiği “büyük sır” filmiyle oldu. Kaynaklarda genelde Talat Artamel’in adı tek başına geçer bunun nedeni filmin bütün sürecinde Sonku’nun yönetmenlik koltuğuna oturmaması ve belirli kısımları Artamel ile birlikte çekmesidir. Sonku, yönettiği tüm filmlerde aynı zamanda başrol olarak yer alıyordu bu açıdan değerlendirildiğinde yönetmen koltuğunda yalnız olmayışının sebebi de aşikardır.

Sonku yaşamı boyunca 29 sinema filminde rol aldı. İlk oyunculuk dönemlerinde daha masum ve halkın değer yargılarına daha “uygun” denilebilecek roller oynarken daha sonrasında değişen sinema anlayışıyla birlikte dönemin melodramlarına “yakışır” nitelikte tek boyutlu kadın tiplemeleri oynamıştır; güzel, mağrur, erkekleri baştan çıkartan ardından onların başlarına çeşitli sorunlar açan bir kadın… İşin garip kısmı ise gerçek hayatında Sonku’nun son derece güçlü, yetenekli, ayakları üzerinde duran bir kadın olmasıdır. Kurduğu Sonku Film kendinin de yönetmenliğini üstlendiği birçok filmin yapımcılığını yapıyordu. Darulbedayi’de 16 yaşından itibaren eğitim alıp sayısız oyunda oynamıştı. Ve oyunculuğu geniş bir çevreden takdir topluyordu. Peki Cahide Sonku bu kadar güçlü bir kadınken ve toplumda onun gibi örnekler azımsanamayacak sayıdayken neden kadınların sinemadaki temsillerinde gerçekçi olmayan bir tasarım vardı?

Türk Sinemasında 1950’lere kadar sinema tam olarak sanatsal yönüyle keşfedilmemişti. Bu döneme kadar yapılan film sayısı da oldukça azdı. Genelde tıpkı şu an televizyon dizilerinde olduğu gibi perdelerde melodramlar yer alıyordu. 1950’lerde ise yeni bir dönem başladı: Yeşilçam Sineması. Gerçekçi olmayan kadın tiplemeleri artık sinemanın vazgeçilmeziydi. Tecavüz, taciz, şiddet ve aldatma oldukça normalleştirilmişti ve kadın ya suçluydu ya da çaresiz bir mağdur. Sinema, eril bir tekelin himayesindeydi. Bu yıllarda toplumun kadına yüklediği bir persona vardı. Ve yapılan birçok yapım da bunu destekler nitelikteydi. Erillik sokakta, evde ve aynı zamanda sinemada hüküm sürüyordu. Belki de sinema sayesinde kadınların “olması gereken” yerler topluma öğretiliyordu. Aradan 70 yılı aşkın zaman geçse de kadınlar aynı zihniyetle mücadele etmeye devam ediyor. Sinema alanında eşitlik için mücadele veren kadınlar sayesinde şu anda sinemada birçok kadın yönetmen ve set ekibinde çalışan emekçi var.

1999 yılında Türkiye’nin ilk ve en uzun soluklu (1964’ten bu yana düzenlenmektedir.) festivali olan Antalya Altın Portakal film festivalinde ilk defa bir kadın yönetmen filmi “en iyi film” kategorisinde ödül aldı. Tomris Giriftoğlu’nın çektiği “Salkım Hanımın Taneleri” bu açıdan büyük önem taşır. Daha sonra bu ödülü Azra Deniz Okyay, Seren Yüce ve Handan İpekçi de almıştır. İlk defa “en iyi yönetmen” ödülünü alan kadın yönetmen ise 2010 yılında “Çoğunluk” filmiyle “en iyi film” ödülünü de alan Seren Yüce oldu. Bu seneden sonra da yapılan 8 Altın Portakal’da 2 kadın sinema sanatçısı daha “en iyi yönetmen” kategorisinde ödül aldı.

Kadınların, Cahide Sonku ile başlayan sinema alanında verdiği eşitlik mücadelesi hala devam etmekte. Umarız ulaşacağımız noktada artık cinsiyet ayrımcılığına başkaldırmak zorunda kalmadan, görünür olmak için “kadın” sıfatının ısrarla altını çizmeden sadece sinemayı ve sanatı konuşuruz. Güzel yarınlara…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.