I AM NOT AN EASY MAN- BEN SENİN BİLDİĞİN ERKEKLERDEN DEĞİLİM

I Am Not An Easy Man ya da bizim bildiğimiz adıyla ‘Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim’. Her detayıyla izleyicisini ters yüz eden, Özellikle erkeklerin izlemesi gereken, Fransız yapımı bir Netflix filmi.

 “Bir kadın veya erkek nasıl davranmalıdır?” sorusuna verilecek cevapları ve toplumsal olarak alıştığımız, görmezden geldiğimiz her şey filmde işleniyor. Erkeklerin bence mutlaka seyretmesi gereken, epeyce sert eleştiriler içeren bir hikâye bu. Cinsiyet rollerinin tam tersine dönmesi ve kadınların her coğrafyada, her yaşta, her gün, her saat, her dakika maruz kaldığı sözlü ya da fiziksel şiddeti, ayrımcılığı bu kadar derin ve çarpıcı şekilde hissettirmesi ilginç bir deneyim yaşattı bana.

Yönetmenliğini Éléonore Pourriat‘nin üstlendiği bu  film insanı psikolojik olarak değişik duygular içine sokuyor.  Éléonore hanım hem filmi yazanlardan biri, hem de baş karakterimiz Damien’ın terapistini canlandırarak oyuncu olarak da görünüyor filmde. 

Keser döner sap döner gün gelir hesap döner! 

 Filmde hayatı çapkınlık yapmak ve farklı kadınlarla beraber olmakla geçen bir adamın küçük bir kaza sonucu ters yüz olan hayatı anlatılıyor. Damien adlı bu ataerkilliği neredeyse zirvede yaşayan ve dişi sinek görse laf atan adam için kadınlar yalnızca bir cinsel objeden ibaret. Ta ki, bir gün yolda yürüyen kızlara laf atarken kafasını bir direğe çarpıp bayılana kadar. Damien gözlerini açtığında kendini bambaşka bir dünya düzeninde bulur. Bu dünyanın egemen gücü ise kadınlar. O güne kadar toplumda süregelen tüm kadın ve erkek rollerinin yer değiştirdiği, kadınların maruz kaldığı her şeye erkeklerin maruz kaldığı, erkeklerin maruz kaldığı her şeye kadınların maruz kaldığı bir dünya. Ve Damien, o ana kadar kadınlara yaşattığı ne varsa bu yeni anaerkil düzende bir bir kendisi yaşamaya başlıyor. Açıklamasını okuyunca sıradan bir romantik komedi ya da klişe bir film gibi duruyor, tabii izleyince işler değişiyor.

Bu yeni dünya, toplumdaki ataerkil düzene karşı eleştiri için çizilen bir dünya, aynı zamanda da toplumsal cinsiyet olgusu ile ilgili çoğunluğun zihninde yer alan kalıplaşmış yargılara yapılan ciddi bir eleştiri. Bu yeni düzende kadınlar yolda şort giyen erkeklere laf atıyor, maç izliyor, poker oynuyor. Erkekler ise ağda yapıyor, oje sürüyor ve ev işi yapıyorlar. Sokakta üstü çıplak, koşan bir kadın görmek gayet doğalken erkeklerin şortlarının boyları ise büyük bir mesele. Filmde karısının kendisini aldattığını bilen bir adamın arkadaşına, “Bırak canım, arada kaçamaklarını görmezden gelmelisin” dediğini görüyoruz. Bunlar gibi fazlasıyla açık rol değişimlerinin yanında, aynı mesajı veren ince detaylar da var filmde, kart oyunlarında damın papazdan daha güçlü olması gibi. Filmdeki tüm bu örneklere ise Damien ile Alexandra adlı yazar bir kadının ilişkisi üzerinden tanıklık ediyoruz. Damien hayatı boyunca kadınlara yaptığı her şeye bu ilişkide maruz kalıyor. Partneri tarafından cinsel bir obje olarak kullanılıp, sürekli hassas ve dayanıksız olmakla suçlanıyor. 

Adeta bir eğitim filmi

Film fikrimce kara mizahın başarılı bir örneği olduğundan, izlediğiniz süre boyunca kendinizi bir yandan gülüp bir yandan da kara kara düşünürken buluyorsunuz. Kadınların erkeklerden farklı bir muamele gördüğü her alana tanıklık ediyor, iş hayatından sosyal yaşama tüm eşitsizliklere bizzat şahit oluyorsunuz. Bu yüzden özellikle erkekler seyretmeli diyorum, çünkü biz kadınlar izlerken pek şaşırmadık çünkü bu durumu yaşıyoruz. 

 Günümüzde toplumda erkekler tarafından yapılan ve “normal” karşılanan ne varsa, filmde kadınların aynı özgürlüğe sahip olduğunu görüyoruz ve bu sefer yani koltukta kadınlar olduğunda aynı durumları tanımlarken kullandığımız sıfatlar normal değil; komik, garip veya farklı oluyor.

Tek çözüm adalet!

Filmde benim için en dikkat çekici ve çarpıcı  olan bir  şey var , o da kadınların aynı özgürlüğe ulaştığında farklı bir yaklaşım sergilemiyor olması, yine o gücün kurbanı olup ikincil konumda olanı ezmeyi tercih etmesi. Yani evet, günümüzde erkeklerin kadınlara kıyasla toplumda çok daha özgür olduğunu savunuyoruz ama kadınlara aynı hak sunulduğunda onlar da aynı çizgide ilerlemeyi, sahip oldukları özgürlüğü kullanarak ‘güçsüz’ tarafı bastırmayı seçiyor. Bu durum da bize çözümü çok net bir şekilde aktarıyor: Güç ne kadında ne de  erkekte olmamalı, ayrımcılık değil eşitlik ve adalet olmalı.   

***Çok Önemli Not*** Kitlesel tepkiler, eleştiriler, övgü ya da sövgüler her zaman doğruyu yansıtmaz. Birçok insan hep bir ağızdan bir dizi, film ya da kitabı övdü ya da gömdü diye o işin gerçek karşılığının bu olduğu anlamına gelmez. İzlediğinizde ya da okuduğunuzda sizin de böyle hissedeceğiniz anlamına da gelmiyor. Kendi perspektifinize güvenin, bazen pek çok insanın alamadığı tadı, göremediği inceliği çok eleştirilen bir işten alabileceğimiz ihtimalini her zaman göz önünde tutmak gerekir. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.