Oku-Yorum / Siddhartha

Hermann Hesse’nin kaleme aldığı Siddhartha, insanın iç benliğine yönelişinde kılavuz olma niteliğinde. Her ne kadar doğu dinlerine ait öğretilerden bahsedilse de aslında her dinden, her ırktan toplumlara kılavuzluk ediyor. Zaten tüm insanlar aynı beyne sahipken bizi birbirimizden ayıran zihnimizin bizi yönlendirdikleri değil mi?

Siddharta

“Kaç zamandır duyduğu yoktu artık, kaç zamandır yücelerde dolaşamamış, izlediği yol, düz ve ıssız yerlerden geçmişti hep; kaç yıl var ki yüce bir amaç olmaksızın , susuzluk çekmeden, manevi bir yükselişten yoksun, küçük zevklere yüzü gülerek, öyleyken sürekli bir yetinmezlik duygusu içinde yaşamıştı. Bütün bu yıllarda kendisi farkına varmaksızın o insanlardan, o çocuk insanlardan biri olmaya uğraşmış, bunun özlemini çekmişti. Yine de yaşamı bu insanlarınkinden çok daha sefilleşip yoksullaşmıştı; çünkü onların amaçları kendi amaçları değildi, dertleri tasaları da öyle.”

Siddhartha kitabında rastgele açtığım sayfada ilgimi çeken paragraf aslında tam da insanın “kendini” bulma arayışındaki aşamalarının özeti niteliğinde. İnsan kendini bildi bileli soru sorar. Kendini, çevresini, nasıl biri olması gerektiğini sorgular. İnsan bu arayış içinde çok kez hata yapar, çok kez doğru bildiklerinde yanıldığını fark eder, çokça düşer, çokça kalkar.

Çevresine benzemeye çalıştıkça kendisine yabancılaşır, kendisi gibi oldukça çevresinden dışlanır.
Kendimiz dışındaki herkes zaten yabancı değil midir? Öyleyse insanın kendine yabancılaşması durumların en vahimidir. Ne kendisi gibi olabilir ne de diğerleri gibi. Öyleyse olması gereken benliğimizi dinlemek, kendimizi tanımak ve o yolda ilerlemektir. Belki de bu karantina günlerinde hepimiz biraz biraz bu yolda ilerleriz. Umalım ki umduğumuzu bulalım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.