Rus edebiyatın kasvetli, karamsar ruhunu daha adından da belli eden bir Dostoyevski klasiği, “Yeraltından Notlar”. Özellikle ilk bölümleri bir sohbet edasıyla ya da yazarın kendi kendine konuşuyormuş havasıyla yazılmış. Okurken kendimizden ve farklı çağlarda yaşamış olsak da yaşadığımız çağdan izler bulabileceğimiz bir eser. Yani yeraltına gömdüğümüz düşüncelere sesleniyor Dostoyevski.
Dostoyevski’nin yıllar önce yazıp da saptadığı bu konu çağımızda kılık değiştirmiş bir halde kendini hissettirmiyor mu? Her ne kadar kolay yoldan para kazananları çoğumuz tasnif etmesek de bir yandan içimizden bir ses onlara özenmiyor mu?
Bizim aylarca hatta yıllarca çalışıp kazanamayacağımız paraları, mevkileri, mülkleri başka insanların sırf ünlü oldukları için elde ettiklerini görmek iştahımızı kabartmıyor mu?
Dürüst olalım, hepimizin hayali geçim sıkıntısı çekmeden rahat bir yaşam değil mi?
Özellikle de çağımızda gelir durumları arasında bu denli uçurum varken yazarımızın da dediği gibi “böyle gönül okşayıcı” hayaller hoştur.