PENCEREDEKİ KADIN- THE WOMAN İN THE WİNDOW

A. J. Finn’in aynı adlı romanından uyarlanan Penceredeki Kadın filmi, Joe Wright tarafından yönetilip Tracy Letts tarafından senaryoya uyarlanmıştır. Başrolde ise Amy Adams, Gary Oldman, Julianne Moore, Wyatt Russell, Brian Tyree Henry gibi ünlü isimler var.

Filmde, kendisini eve kapatan Anna’nın hikayesi anlatılıyor. New York’da bir apartmanda yalnız yaşayan Anna, asla dışarı çıkmıyor. Tüm zamanını evde içip, film izleyerek ve pencereden komşularını izleyerek geçiriyor. Anna’nın rutin, sakin yaşantısı evinin tam karşısına taşınan Russell ailesinden sonra altüst olur. Anna, idealindeki aile olarak gördüğü Russell ailesini izlemeye başlar ve bir gün hiç görmemesi gereken bir şey görür.

Dikkat Spoiler Çıkabilir!

Hikayeye başrolümüz Amy Adams, yani Dr. Anna Fox’un kızıyla ve kocasıyla telefonda konuşmasıyla başlıyoruz. Kocaman bir evde tek başına yaşayan Anna, çeşitli psikolojik sorunları ve agorafobisi sebebi ile evinden dışarı çıkamıyor. Dışarı çıktığı an gelen panik ataklar yüzünden bayılıyor ve gittikçe artan anksiyetesi onun için yaşamayı her gün biraz daha zorlaştırıyor. Çocuk psikoloğu olan Anna Fox, kendi de bu süreçte psikolog yardımı alıyor ve birçok ilaç kullanıyor. Kiracısı David dışında kimsesi yoktur. Fakat alkol problemleri onun iyileşmesine hiç de yardımcı olmuyor. Zaten yeterince zorlu olan bu yaşamı karşı eve taşınan Russell ailesi kökünden değiştiriyor.

Russell’ların ergenlik çağındaki çocukları Ethan, Anna’yı bir gün ziyarete geliyor ve aslında olaylar burada başlıyor, Anna istemeden de olsa aileyle iletişimini burada başlatıyor. Aralarındaki iyi iletişim ve çocuk psikoloğu olmasının da verdiği sorunlu çocukları hemen tanıma içgüdüsü Anna’nın Ethan’a yardım etme isteğini ortaya çıkarıyor. Ethan’ın evde şiddet problemleri var. Yaptığı telefon konuşmalarından başlarda Anna’nın aslında mutlu bir evliliği olduğunu fakat tedavi sürecinde ayrı bir yerde kaldığını düşünüyoruz. Anna ve kocası ayrılmış ve kızı kocası ile birlikte yaşıyor gibi anlıyoruz ama gerçeği ilerleyen sahnelerde Anna halüsinasyon görmekle suçlandığı an öğreniyoruz. Anna kendisinin sürücü olduğu bir trafik kazasında eşi ve çocuğunu kaybediyor. Böylesine bir zorluk, büyük bir evde daha da büyüyor. Belki de Anna bu duygu yoğunluğu sebebiyle Ethan’a hemen bağlandı.

Bütün gün pandemi döneminde eve kapanan Türk milleti gibi kanepede televizyon başında yarı uyur yarı ayık Anna, penceresinin başına geçip çocuk istismarının yaşandığı evi izlemeye başlıyor. Bu izlemelerden bir süre sonra Ethan’ın annesi Jane ile tanışıyor. Hikayenin gidişatı bu değişik tanışma ile değişiyor çünkü Anna yine pencere başında geçirdiği sıradan bir anda Jane’nin öldürüldüğünü görüyor. Polise ihbar ediyor lakin kimse inanmıyor. Anna’nın tanıdığı Jane ile gerçek Jane farklıdır ve aslında hiç tanışmamışlardır.

Anna zaten halihazırda bir sürü ilaç kullandığından, halüsinasyon gördüğünü anlamak pek de zor değil. Fakat yaşadığı şeylerin hangisi gerçek, hangisi hayal burasını kestirmek biraz zor. Hem Anna hem de izleyenler bir şüphe duymadan edemiyor. Russell sır perdesini aralamak için araştırmalara başlayan Anna bazı gerçeklere ulaşır. Bu gerçeklere de kimse inanmaz ve paranoyak sapık damgası yiyen Anna intihara kalkışır. Anna her şeyden vaz geçtiği anda Ethan tüm gizemi açığa çıkaracak son vuruşu yapar.

Eve gizlice girer David’i öldürür ve Anna’ya saldırır. Tipik kötü karakterimiz kurbanını kesin öldüreceğine çok emin olduğu için her şeyi anlatır, adeta mükemmel bir itiraf sergiliyor. Lakin işler planladığı gibi gitmiyor, yaşanan ikili mücadelede Ethan ölüyor. Anna yaralanıyor ve gözlerini hastanede açıyor. Evde yaşananlardan sonra hastane odasına hızlı bir geçiş yaşıyoruz, nasıl bir soruşturma yapıldığını bilmiyoruz ama sonunda yaşananların Anna’nın hayal ürünü olmadığı ortaya çıkıyor.

Amy Adams’ın oldukça iyi bir performans gösterdiğini söylemeliyim ama film asla sürükleyici gelmedi. Hızını arttırmak bile yetmedi atlayarak izledim. Senaryo biraz kopuk geldi ve sürekli şaşırtıp bizi filme bağlamak dışında her şeyi başaran ters köşeler filmden kopmamı sağladı. İyi bir oyuncu kadrosu, iyi bir yönetmen her zaman iyi bir senaryo ve iyi bir film demek değilmiş. Umduğumu bulamadığım bir film oldu.

***Çok Önemli Not!*** Kitlesel tepkiler, eleştiriler, övgü ya da sövgüler her zaman doğruyu yansıtmaz. Birçok insan hep bir ağızdan bir dizi, film ya da kitabı övdü ya da gömdü diye o işin gerçek karşılığının bu olduğu anlamına gelmez. İzlediğinizde ya da okuduğunuzda sizin de böyle hissedeceğiniz anlamına da gelmiyor. Kendi perspektifinize güvenin, bazen pek çok insanın alamadığı tadı, göremediği inceliği çok eleştirilen bir işten alabileceğimiz ihtimalini her zaman göz önünde tutmak gerekir. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir