SİSYPHUS THE MYTH

Son yılların en çok izlenen dizilerinden olan Dark başta olmak üzere; zaman yolculuğunu konu alan pek çok içerikle karşılaştık. Geçmişe ya da geleceğe yolculuk yapmanın atmosferin farklı yansımaları ve yorumlamalarına şahit olduk. Böylece yenilik ve sürükleyicilik açısından tatmin olurken ilginç hikayeler ile da tanışmış olduk. Sisyphus The Myth da böyle bir dizi, zaman yolculuğunu merkezine alarak bir paradoks hikayesini aktarmaktadır. Her biri 1 saat civarı olan 16 bölümden oluşmaktadır. Kore dizilerini daha önce izleyenler bilir genelde dizilerin bölümleri kısa olur ve tek sezonluktur.

Öncelikle Sisyphus kelimesini incelemenin dizinin mantığını birazcık oturtmak için yardımcı olacağını düşünüyorum. Sisyphus (Sisifos) Yunan Mitolojisinde yeraltı dünyasında sonsuza kadar büyük bir kayayı tepenin en yüksek noktasına yuvarlamak ile cezalandırılmış bir kraldır. Lakin Sisyphus tepeye her ulaştığında kaya aşağı yuvarlanmaktadır. Asla sonu olmayan ve kazanamayacağı bir mücadele içindedir Sisyphus.

Dizi, Han Tae Sul ( Cho Seung-woo) adındaki teknoloji ve kuantum fiziği alanında ünlü bir iş adamının farklı zamanlarda nesne transferi yapabilen bir makine icat etmesi sonucu Kore’nin nükleer silahlar ile yok olmasını anlatmaktadır. Sığınak sayesinde hayatta kalan Kang Seo Hae (Park Shin-Hye) zamanda geriye giderek Han Tae Sul’ün makinesini yapmasına engel olmaya ve Han Tae Sul’ün öldürülmesini engellemeye çalışır.

Tabii bu ilk denemesi değildir. Seo Hae daha önce de bir çok kez zamanda yolculuk yapıp yaşananlara engel olmaya çalışmıştır. Hatta kendine notlar bile bırakmış, hangi tarihlerde neler olacak ve ne gibi çözümler üretebileceğini yazmıştır. Seo Hae bu sefer tekrar deneyip başarılı olmak için daha önce yaşadığı başarısız denemelerden ders çıkararak hareket edecektir.

Her dizi de bir kötü karakter olduğu gibi bu dizide de kötü bir karakter var, kötü karakterimizin nükleer savaş çıkarmak için kendince bir takım sebepleri var. Bu sebepler 16 bölüme yayılarak aktarıldığı için açıklayıp sürprizi bozmak istemiyorum lakin yalnızlık diyerek hafif bir spoiler vermeden de duramayacağım 🙂 Kötü Karakterimiz Sigma adıyla nam salmıştır. Alfa, Beta gibi kişilik çeşitleri duymuşsunuzdur, bunlar aslında Yunan alfabesindeki harflerdir. Sigma kişiliğine sahip olan insanlar yalnızlığı sever ve başkalarının kendi hakkında düşündüklerini önemsemez, sessiz, rekabetçi ve tuttuğunu koparan, manipülasyon ustasıdır. İnsanları kolay etkisi altına alır ve kendisinin bulunduğu ortamda ondan başka lider yoktur ve olamaz. Bizim kötü karakterimiz de aynen bu tarz bir insan kendine çok uygun bir takma isim bulmuş.

İlk bölümlerden itibaren görsel efektler ve konusuyla ilgi çekmeyi başaran bir diziydi. Dizi neredeyse tamamen özel platoda çekilmiş ve gerçekten güzel bir görsel seyir sunuyor. Başta ismi olmak üzere içerisindeki birçok durum ve ismin altyapısının dolu olması benim hoşuma giden bir durum. Evde sıkıntıdan ne yapsak ne izlesek dediğimiz şu günlerde kısa sürede izleyip bitirebileceğiniz güzel bir dizi. Diziden fazla bahsedip sürprizleri kaçırmak istemiyorum, iyi seyirler.

*** Çok Önemli Not !***  Kitlesel tepkiler, eleştiriler, övgü ya da sövgüler her zaman doğruyu yansıtmaz. Birçok insan hep bir ağızdan bir dizi, film ya da kitabı övdü ya da gömdü diye o işin gerçek karşılığının bu olduğu anlamına gelmez. İzlediğinizde ya da okuduğunuzda sizin de böyle hissedeceğiniz anlamına da gelmiyor. Kendi perspektifinize güvenin, bazen pek çok insanın alamadığı tadı, göremediği inceliği çok eleştirilen bir işten alabileceğimiz ihtimalini her zaman göz önünde tutmak gerekir. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir