TATLI ROMANTİZM: BRİDGERTON

Bridgerton, Julia Quinn’in aynı isimli sekiz kitaplık serisinden uyarlanmış tarihi dönemde geçen bir romantik Netflix dizisidir. İlk çıktığı günden itibaren Türkiye’nin en çok izlenen dizileri sırasında yer alan dizi birçok ülkede Top 10 listesine girmiştir.

  Avrupa’nın geçmişini anlatan birçok film ve dizide olduğu gibi yine namusun sadece kadında olduğu, sıfır beden ve güzel olmak kadın olmanın tek ve en önemli şartıdır anlayışının hakim olduğu, kadının söz sahibi olmadığı, sadece çocuk doğurmak için var olduğu (gerektiği) gibi birçok kavramın etraflıca ele alındığı bir diziyle karşı karşıyayız. 

Dönem Feminizmi

Dizi aslında Netflix’te görmeye alıştığımız klişe temaları bize tekrar sunuyor. Gerçek aşkı arayan kız ve aşka inanmayan tek gecelik ilişkilere odaklı bir erkek. 8 bölüm içerisinde bugün bile hala kadınlara ve erkeklere dayatılan şeylerin ne kadar saçma olduğunu ve bu dayatmalardan kurtulmamız gerektiğini gözler önüne seriyor. Netflix’in genel klişelerinden farkı, dönem dizisinde feminizm hareketine yer vermesi denebilir. Dizide siyahilerin o dönem gördüğü insan dışı muamelenin aksine daha ılımlı ve ırkçılığa maruz kalmadıkları bir ütopya var. Öyle ki kraliçe siyahi, karakterlerden çoğu siyahi ve kimse ırkçı değil (?). 

Bridgerton, Londra sosyetesindeki evlilik pazarına (!) (Pazar diyorum çünkü insanlar ürün muamelesi görüyor. Kadınların sadece güzellikleri, erkeklerin ise servet ve unvanları önemseniyor.) ilk kez giren, nüfuz sahibi Bridgerton ailesinin en büyük kızı Daphne Bridgerton’ın (Phoebe Dynevor) kendisini tanıması ve aşkı arayışını aktarıyor. 

 Sezonun gözdesi

Anne ve babası gibi aşk evliliği yapmayı planlayan Daphne, kraliçe tarafından sezonun gözdesi olarak seçildiği için seçenekleri oldukça fazladır. Ancak ağabeyi, Daphne’nin eş adaylarını teker teker reddeder. Gizemli Leydi Whistledown tarafından hazırlanan bir sosyete gazetesi Daphne hakkında önce öven daha sonra da aşağılayıcı yazılar kaleme alır. Bu yazılar işlerin seyrini değiştirir. Dizide gazetenin yeri çok önemli çünkü tüm skandallar ve olaylar buradan yayınlanıyor. insanlar gazetede yazılana hemen inanıyor. Gazetenin yücelttiğine ilgi artarken, aşağıladığı aşağılanıyor.

Dizinin bir diğer önemli karakteri herkesin ilgisini çeken, müzmin bekar Hastings Dükü (Regé-Jean Page) ise sosyeteye bu sezon ilk kez katılan kızların annelerinin gözdesidir. Lakin o bu ilgiden memnun değildir. 

Daphne, aşk evliliği yapmak istiyor. Bu yüzden, kraliçenin onu sezonun gözdesi seçmesinin ardından gelen talipler onun için önemli. Sanata, müziğe ilgi duyan karakterimiz aslında maruz kaldığı bazı durumlarda feminizm bazında kimi yerde öne çıkıyor. Hayata dair, kadın olmaya dair pek de bir şey öğrenmemiş, hayattaki tek amacı evlenmek olarak yetiştirilen Daphne, sosyetenin evlilik pazarına katıldıktan sonra kadın olarak toplumdaki konumu ile alakalı sitemleri oldukça büyük oluyor. 

 Dizinin dönüm noktası, Daphne’nin, Dük Hastings ile tanışması elbette. Bir baloda tanışan ikili, her klişe romantizm dizisinde olduğu gibi başta birbirlerini pek sevmez. Daphne taliplerinin azalması, Leydi Whistledown’un gazetesinde  aşağılanmasından dolayı mutsuzdur. Evlilik ile asla ilgilenmeyen Dük Hastings ise sosyetenin ilgisinden bıkmıştır. Bu ikiliyi sorunları bir araya getiriyor. Çıkarlarına uygun bir anlaşma yapmaya karar verirler ve olaylar ilerlemeye başlar. Daphne Dük ile flörtleştiği için erkeklerin dikkatini çekecek ve talipleri artacak, Dük ise kadınların ilgisinden kurtulacaktı. Bu anlaşma ikili arasındaki ilişkiyi iyice kuvvetlendirdi.

Yaralı bir çocuk kalbi

Annesini doğumda kaybeden ve babasından mükemmel bir varis olmadığı gerekçesiyle sevgi görmeden büyüyen Dük Hastings’in birçok problemi vardır. Annesiz kalması yeterince zorken babasından da sevgi görmeyişi onu hayata karşı umutsuz bir hale sokmuştur. Öyle ki Dük Hastings’in evlilik ve aile karşıtı olmasının sebebi de babasına duyduğu sonsuz nefret ve kindir. Bu arkadaşlıkta aynı zamanda sevgisiz büyümüş birinin aşk ile iyileşmesine de tatlı bir romantizm eşliğinde tanıklık ediyoruz. 

 Bridgerton ailesi

Bridgerton ailesi sadece Daphne’den ibaret değil. Diğer kardeşleri de dizide önemli temsiller barındırıyor. Toplum tarafından uygun görülmeyen ilişkiler yaşayan abi ve erkek kardeşleri toplumun erkekler üzerindeki etkisini çok iyi yansıtıyorlar. Sınıf farklılığı yüzünden aşklarını yaşamayan çiftler her romantik dizide olduğu bu dizide de var ve bu kutsal temayı erkekler omuzlamış.

  Benim dizideki favorim ise ailemizin diğer kızı, hatta gelecek diğer sezonun baş karakteri Eloise Bridgerton (Claudia Jessie). Kendisi ablasına nazaran çok daha feminist, erkeklerden ve balolardan uzak durup kendini okumaya, geliştirmeye vermiş bir kız. Eğer yapabilme şansı olsaydı eğitim almak isteyen, evliliği değil üniversiteyi başarı olarak gören biri. Dizide toplumun tüm baskıları ve dayatmaları bu kız tarafından reddedilip eleştiriliyor.

  Karakter, Leydi Whistledown’ın kimliğiyle en çok ilgilenen karakter olmasıyla öne çıkıyor. Biraz ağzı bozuk, toplumun kadına biçtiği role fazlasıyla karşı, fazlasıyla eğlenceli bu karakterin hayatını izlemek eğlenceli olacak gibi duruyor. Leydi Whistledown gizemini çözmeye çalışması da diziyi elbette daha sürükleyici kılıyor.

Genel olarak tatlı romantizm sevenlerin keyifle izleyeceği bir dizi olmuş. Kostümler ve set ortamı Disney masalları havası oluşturuyor. Normalde dizilerde, özellikle dönem dizilerinde özel besteler yapılır ve dizide o müzikler kullanılır. Bridgerton da ise hali hazırda var olan hatta popüler olan müzikler piyano ve keman gibi enstrümanlar ile yeniden kaydedilmiş. Yani dizi de bildiğiniz sesler duyarsanız çok şaşırmayın.

***Çok Önemli Not*** Kitlesel tepkiler, eleştiriler, övgü ya da sövgüler her zaman doğruyu yansıtmaz. Birçok insan hep bir ağızdan bir dizi, film ya da kitabı övdü ya da gömdü diye o işin gerçek karşılığının bu olduğu anlamına gelmez. İzlediğinizde ya da okuduğunuzda sizin de böyle hissedeceğiniz anlamına da gelmiyor. Kendi perspektifinize güvenin, bazen pek çok insanın alamadığı tadı, göremediği inceliği çok eleştirilen bir işten alabileceğimiz ihtimalini her zaman göz önünde tutmak gerekir. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.