THE HATER

Geçtiğimiz dönem Oscar Ödülleri’nde Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde aday olan Corpus Christi filminin genç yönetmeni Jan Komasa’nın bence gerçekten öğretici ve seyir zevki yüksek filmi The Hater da kesinlikle izlenmesi gereken bir film. Netflix üzerinden izleyiciyle buluşan The Hater, yönetmen Jan Komasa ile senarist Mateusz Pacewicz’i yeniden bir araya getiriyor. İkilinin odağında bu sefer eğitim-saplantı derecesinde takıntı ve politika üçlüsü var.

Hukuk öğrencisi olan Tomasz Giemza (Maciej Musialowski), kalbini kendine burs sağlayan Krasucka ailesinin kızı olan Gabi’ye kaptırır. Lakin bu sıradan bir hoşlantı değildir. Saplantılı ve paranoyak davranışlar kısa süre içerisinde kendini göstermeye başlar. Tomasz, Gabi’nin odasına dinleme cihazı yerleştirip sosyal medyadan da sürekli taciz ederek gerçek yüzünü göstermeye başlar. Gabi’nin dikkatini çekmeye çalışan Tomasz, aynı zamanda Gabi’nin ailesinin saygısını kazanmak için de çabalar. Bu sırada Tomasz, ünlü ancak etik açıdan şüpheli yöntemlerle çalışan bir PR ajansında iş bulur. Bu sayede Gabi’yi etkilemeyi umut eder, kısa sürede işinde oldukça başarılı olduğunu kanıtlar. Sosyal medya karalama taktiklerinin karanlık dünyasında başarıyı yakalayan Tomasz, bir süre sonra işin ve hırsının olumsuz sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalır. 

Her şey ana karakterimiz Tomasz’ın hukuk fakültesinden atılmasıyla başlıyor. Sebep ise intihal yani emek hırsızlığı, aşırma. Akademi sınırları içerisinde geri dönüşü olmayan bir suç olduğu için affedilme şansı yoktu. Tomasz’ın sahtekar halleri bir sonraki kararıyla daha da pekişiyor: Kendisine burs veren Krasucka ailesinden saklıyor okuldan atıldığını. Her şey normal hatta çok iyiymiş gibi davranıyor. Gabi’nin ona olan ilgisiz halleri Tomasz’ın içindeki gerçek kişiliğini çıkaracak fitilleri ateşliyor.

PR ajansında kısa sürede kendini kanıtlayan ve manipülasyondaki yeteneklerini en iyi şekilde sergileyen Tomasz bir süre sonra kendini politik olayların içinde bulur. Faşist hareket Polonya’da yükselişe geçerken, ülke de politik olarak ikiye bölünmeye başlıyor. Elbette Tomasz bu olaylardan geri kalmıyor liberal bir politikacı olan Rudnicki’nin karalama kampanyasında olaya bir şekilde dahil olarak politikacının ekibine katılmayı başarıyor. Paranoyanın sınırlarını zorlayan Tomasz’ın attığı her adım birbiriyle ilişkili gibi, Rudnicki’nin Krasucka ailesiyle çok sıkı olan bağları olması tesadüf değildir. Hem Gabi hem de Rudnicki’nin işinde başarılı olmak için her türlü etik dışı harekete başvuran Tomasz bu süreçte birçok şey kaybedecektir. Sahip olmak istedikleri ve hali hazırda sahip olduğu çoğu şeyi bu süreçte kaybetti.

Tomazs’ın ve çalıştığı ajansın yaptığı işler hepimize 2016 ABD Başkanlık seçimlerinde Facebook’un politikaları ve algı yönetimini hatırlatıyor. Facebook olayında tamamen gerçek kullanıcıları hedef alan oluşum, filmde bizlere organize mobbing ajansı yoluyla gösteriliyor. Günümüz sosyal medyasında trollerin ne denli etki yarattığı, kitlelerin ne denli kolay bir şekilde kandırıldığı veyahut avutulduğu bize tüm gerçekliğiyle anlatılıyor. Sosyal medya ile haşır neşir olduğumuz şu süreçte gerilim havası veren güzel bir film. Yavaş temposu biraz sıkabilir lakin güzel oyunculuklar ile güzel bir hikaye oluşturulmuş. Filme Netflix üzerinden de ulaşabilirsiniz.

***Çok Önemli Not!*** Kitlesel tepkiler, eleştiriler, övgü ya da sövgüler her zaman doğruyu yansıtmaz. Birçok insan hep bir ağızdan bir dizi, film ya da kitabı övdü ya da gömdü diye o işin gerçek karşılığının bu olduğu anlamına gelmez. İzlediğinizde ya da okuduğunuzda sizin de böyle hissedeceğiniz anlamına da gelmiyor. Kendi perspektifinize güvenin, bazen pek çok insanın alamadığı tadı, göremediği inceliği çok eleştirilen bir işten alabileceğimiz ihtimalini her zaman göz önünde tutmak gerekir. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir