TITANE

Titane filmini izledim ve hakkında yazma isteğimi bastıramadım. Bu yazıda filmi etraflıca ele alacağım. Gelenler hoş geldi, henüz izlemeyenlere ise elveda diyorum ve başlıyorum.

Titane aslında çok absürt bir hikaye üzerine yapılandırılmış. Daha önce Raw ve Junior’ı izlemiştim. Üç filmde de bütünüyle sahte bir evren yaratımından ziyade var olan evren içine absürt bir hikaye yerleştirilmesi söz konusu. Beni cezbeden en büyük şey bu deli saçması hikayelerin izleyiciyle bütünleşecek derecede nasıl inandırıcı bir biçimde sunulduğu ve izleyicinin de alımlarken yadırgamayışı. Sanırım bu noktada tek bir cevap yok. Ducournau’nun sinematik evreninde birkaç temel nokta var. Öncelik bence yarattığı evrenin bütünüyle kurmaca olmayışı. Bu absürt hikayeleri kapsayan bir gerçek evrenin varlığı izleyicinin “gerçekliği” yadırgamadın almasını sağlıyor. İkincisi elbette üç filminde de izleyiciye kendi deneyimlerini ya da varlığından haberdar olduğu deneyimleri karakterleriyle aktarışı. Bu anlamda hikayenin o çok katmanlı yapısı içerisinde birçok kurmaca detay olduğu gibi birçok gerçek detay da var. Bu çok akıllıca ve izleyicinin filmle bir özdeşim kurmasını daha kolay hale getirecek bir sistem. Üçüncü nokta elbette sinematografisi. Yukarıda bahsettiğim gibi inandırıcılığı zor bir hikayede izleyicinin bir yerde takılıp yitirilmesi ihtimali yüksekken sinematografi devamlılığı ve bu sinematografiyi görsel bir şölen şeklinde sunuşu izleyicinin kaçmasına izin vermiyor. Filmin girişindeki plan sekansla mekan tanıtımı, son derece brutal bir şiddet içeren sahnelerin zaman zaman çok yakın plan çekimlerle gösterilişi ve bazen de genel planla verilmesi ahenkli bir dalgalanma yaratıyor. Bu arada müzik kullanımının da etkisi büyük elbette. Junior’u izlediğimde müzik kullanımının ne derece filme hizmet ettiğine dair bir soru işareti vardı kafamda. Ama Titane ı izlediğimde her iki filmdeki müzik kullanımını kendimce oturtabildim kafamda. Müzik kullanımı Ducournau filmlerinde izleyiciyi seyirde tutabilmek için kullanılan bilinçli bir seçim. Ve oldukça da akıllıca. 2 saat boyunca çoğunlukla çok yüksekte olduğumuz bir filmde ritmi müzikle yavaşlatıyor ve biz bu kısa sürelerde nefes alma imkanı buluyoruz.

titane
karasaga.com

Şimdi tüm bu götten uydurma çıkarımlardan sonra hikayeyle ilgili konuştuğum kısma geçiyorum. Geldik sona, son şarkı bu. Film temelde üç bölümden oluşuyor. Alexia’nın geçirdiği kaza sonucu kafasına titanyum bir plakanın takılması, Ardından hayatını ve işlediği cinayetleri gördüğümüz kısım ve son olarak da itfaiyeci bir beyefendinin “çocuğu” olarak onun evinde saklandığı kısım. Hikaye aslında cayır cayır bir eril çatışma üzerine kurulmuş. Filmin her yerine bu eril çatışmayı aktaracak motifler yerleştirilmiş. Aslında titanyum tabakanın Alexia’nın kafatasına yerleştirilmesiyle bilinçdışı alınmış, ona tanımlanmış bir kimliği görüyoruz. Film boyunca saçında taşıdığı demir saç tokası ise filmde Alexia’nın karakterini inşa eden güçlü bir fallik obje. Bu fallik objeyi bir kadına atarken bunun bir saç tokası olarak tasarlanışı gerçekten güçlü bir etki yaratıyor. Filmde baba rolüyle olan pasif agresif çatışması ise tıpkı hikayede nasılsa izleyiciye de örtük bir biçimde aktarılıyor. Hem çocuk Alexia’nın hem de 30 yaşına gelmiş Alexia’nın babasının dikkatini çekebilmek için sürekli sorun çıkarttığını görebiliyoruz. Kafatasına yerleştirilen plakadan sonra hastaneden çıkıp arabaya sarılıp öpmesi ise oldukça enteresan. Çünkü kazayı o arabayla yapıyor ve aynı zamanda da arabaya saplantılı bağlılığını görüyoruz. O ona zarar veren baba figürünü filmin ilerleyen kısımlarında da aramaya devam ediyor. Filmin ilerleyen kısımlarında arabayla sevişmesi ve ondan hamile kalması bu saplantıyı en yüksek noktada hissettiğimiz yer. Alexia’nın Elektra kompleksini yenemeyişini ve düşüşünü izlediğimiz son derece dramatik bir hikaye var karşımızda. Filmin son kısmında yani Alexia’nın İtfaiyeci beyefendinin çocuğu rolüne girdiği kısımda mecburi bir durumun aslında Alexia için yine “baba”yı aradığı, içsel olarak da sahte bir çocuk rolünü benimsediği ve ona uygun davrandığını kısmına geliyoruz. Artık Alexia, Adrien oluyor.  Adrien’in sözde babasıyla kurduğu bağın evrimi ise kendi içinde yine bir hikaye. Ducournau yine çok güçlü bir olay örgüsü olan yan bir hikaye yaratıyor ve filmde bu hikaye çok organik bir biçimde izleyiciye sunuluyor. İtfaiyeci karakterinin Alexia’nın aslında Adrien olmadığını bildiği halde onu kabullenişi ve onu oğlu yerine koyması. Eski eşinin ise ona iyi geldiği sürece kim olduğunun bir önemi olmadığını dile getirişi kimliksiz kalmış Alexia için yine başka bir çatışma yaratsa da ona bir “baba” vermiş oluyor. Filmde bunu destekleyecek sahneler ise son derece dramatik. İtfaiyecinin banyoda kalçasına iğne yaparken Alexia’yı çağırması ve Alexia’nın banyoya girince onu yarı çıplak görüp direk kapıyı kapatması yine elektra kompleksindeki babayla olan cinsel gerilimi veren bir unsur. Bir yandan bu süreç boyunca hamile olan Alexia’nın doğum anında “baba”sının yanına gidişi ve onu öpüşü yine hikayedeki baba kompleksi kavramı üzerindeki çatışmayı güçlü veriyor. Alexia’nın bebeğinin doğurduğunda ise bebeğin kafatasının bir kısmının ve omurgasının titanyum olduğunu görüyoruz bu ise nesilden nesile çözülemeyen kompleks sorunların aktarımını ifade ediyor.

Julia Ducournau, Titane ile gerçekten muhteşem bir gövde gösterisi yaptı. Body Horror unsurlarının metaforik alt metinli oluşu, güçlü bir sinematografi, alt olay örgülerinin iyi yapılandırılmasıyla gerçekten ortaya bir başyapıt çıkmış. Heyecanla bir sonraki gösterisini bekliyorum. Bence siz de takipte kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.