Zack Snyder’s Justice League

Zack Snyder‘ın 2017 yılında, çekimleri neredeyse bitmiş ve kurgu aşamasına geçmek üzereyken kızının vefatı sonucu ayrıldığı, yerini alan Joss Whedon’ın (Yenilmezler 1-2 yönetmeni) çoğu sahneyi eleyip yerine yenilerini çektiği Justice League, eleştirilen ve DC hayranlarını ikiye ayıran bir proje haline geldi. Filmden memnun olmayan ve Zack Snyder vizyonunu görmek isteyen izleyiciler imza kampanyası başlattı. Toplanan imzalara kayıtsız kalamayan Warner Bros, filmin Zack Snyder versiyonunu bizler ile paylaştı. Filmin vizyona girmesinden dört yıl sonra gelen ve dijital platform HBO Max’te izleyici ile buluşan Zack Snyder’s Justice League, ısrarcı fanların topladıkları imzaların eseridir. Şimdiden söyleyebilirim ki Zack Snyder’s Justice League, filmin bu versiyonunu görmek için çabalayanlara, bu uğurda kampanyalar başlatanlara emeklerinin karşılığını veren, onları memnun edecek ve heyecanlandıracak bir film. 2021 Versiyonu 6 bölüm ve final sekansıyla tam olarak 4 saatlik uzunluktadır.

Karşımızda yeni bir film değil, mevcut bir filmin daha önce gördüğümüz ve görmediğimiz sahnelerinin eklendiği ve çıkarıldığı farklı bir kurgu var.  Yani Zack Snyder bu film bana kalsaydı böyle olurdu diyor. İşler böyle olunca 2017 versiyonuyla kıyaslama yapmak kaçınılmaz oluyor. Böylesi bir kıyaslamada Zack Snyder’s Justice League ’in kesinlikle üstün olan taraf olduğunu söyleyebilirim. Üstelik bu versiyonun yayınlanmış olması, 2017 versiyonunun hatalarını ve saçmalıklarını daha da parlatıyor. Zira eldeki hazineleri görmek, Whedon’ın bazı tercihlerini daha çok sorgulatıyor. Tabii tüm suçu Whedon’a atmayalım, Warner Bros. 2017 başarısızlığının %70 oranla mimarıdır demek yanlış olmaz. 

Zack Snyder’s Justice League, dört saatlik alışkın olmadığımız (Bollywood severler hariç) süresine 2017 versiyonunda görmediğimiz pek çok sahne yerleştiriyor. Farklılaşmasını sağlayan tek şey bu ekstra sahneler değil, filmin tamamında yaşanan renk tonları değişikliği göze çarpıyor. Whedon’ın yüksek tempolu, asla komik olmayan espriler ile dolu, renkli, Marvel filmlerine çok benzeyen filminin yerini, daha yavaş ama açıklayıcı ilerleyen, karakter gelişimine daha çok alan açan bir anlatı yer alıyor. Renkler ve müziklerinde değişimiyle iki versiyonda da yer alan sahneler, bu değişim sayesinde çok farklı anlamlar kazanıyor.

Sondan Başlayan Yeni Bir Hikaye

Zack Snyder‘s Justice League‘e ilk girişimizi Batman ve Superman: Adaletin Şafağı‘nın sonunda gelişen Superman‘in ölüm sekansı ile gerçekleştiriyoruz. Evrenin en güçlü karakterlerinden birisi olan Superman öldüğünde dünya artık savunmasız hale gelir. Dünya, artık düşmanlar için saldırılabilir bir konumdadır. Evrenin varoluşundan beri bulunan ve adına savaşlar yapılan 3 Mother Box’da uyanır ve bu sayede DC Comics‘in en köklü kötü karakteri Darkseid‘da Steppenwolf aracılığıyla dünyayı yok edip, asırlar önce gezegenin köküne kazınan Anti-Life Equation‘ı (Anti Yaşam Denklemi) ele geçirmek ister. Zamanında; Tanrılar, Amazonlar, Atlantisliler ve İnsanlar, hep birlikte Darkseid ile savaşmış ve evreni yok etme aracı olan Mother Box’ları ele geçirip 3 grup arasında paylaşmışlar. Steppenwolf, başlangıçta Amazonlar da bulunan Mother Box’ın uyanması ve onu çağırması ile birlikte bizim gerçekliğimize iniş yapıp önce Amazonlar’daki sonra da Atlantis de olan Mother Box’ı ele geçirir. Devamında da sonuncu yani insanlarda olanı aramaya başlar. Son Mother Box Cyborg tarafından korunmaktadır. 

Batman‘in yönetiminde olduğu 5 kişilik ekibimiz (Batman, Wonder Woman, Flash, Cyborg, Aquaman) sırayla bir araya gelir. Birleşme sürecinden sonra Steppenwolf‘un ne kadar güçlü olduğunu ve onun arkasında bulunan büyük gücün herkesi aşabilecek bir seviyede olduğunu fark ettiklerinde yapılacak tek şeyin Mother Box’lardan birisinin gücünü kullanarak Superman‘i geri getirmek olduğuna karar verirler. Ve Superman geri getirildiğinde ufak bir yıkımdan sonra Lois Lane ile birlikte ortadan kaybolur ve bu süre zarfında güçleri açığa çıkan sonuncu Mother Box’da Steppenwolf‘un eline geçer.

Steppenwolf, Darkseid adına sonuncu Mother Box’ı da ele geçirdikten sonra tüm kutuların senkronize olmasını bekler. Şayet senkronizasyon gerçekleşirse dünya yok olacaktır. Superman’in yokluğunda da ekibimiz bir araya gelip yok oluşa engel olmaya çalışırlar. Superman aralarına katıldığında her ne kadar Steppenwolf‘u durdurmuş olsalar bile Mother Box’lar bir araya gelir ve büyük yok oluş başlar. Fakat tam bu noktada Flash araya girer ve zamanı geri alıp Mother Box’ları ayırması için Cyborg‘a yardımcı olur. Final sekansına son bir adım kala da tüm karakterlerimiz Darkseid‘a karizmatik ve zafer dolu bakış atar. Elbette Darkseid Anti Yaşam Denklemi’nin dünyada olduğunu öğrendiği için vazgeçmez ve daha farklı bir yolla saldırma planları kurar. 

Filmin son sekansına giriş yaptığımızda Batman‘in ilginç rüyasına tanık oluyoruz. Kabus evreni diyebileceğimiz bu evren, İnjustice ve Final Crisis çizgi romanında gördüğümüz aşkını kaybeden Superman’in artık iyi olmadığı ve Anti Yaşam Denklemi’nin de etkisiyle kötülerin safında yer aldığı bir dünyayı bizlere sunuyor. Batman ve Superman filminde gördüğümüz Batman’in rüya sekansları, Flash’ın Lois Lane’in anahtar olduğunu söylediği sahneler ile bağlantılı olan bu sekans bize acaba devam filmi bu evrende mi geçecek diye sorgulatıyor.

 Yine son sekansta Martian Manhunter‘ı  tekrar görürüz. Bilmeyenler için kendisi bazı dönemlerde Justice League ekibinin yanında savaşan bir karakterdir. Kendisini daha önce Super Girl dizisinde de görmüştük.

Karakter Gelişimi 

Snyder’ın yaşananları açıklayacak uzun vaktinin olması, Steppenwolf gibi ilk filmde hızlıca geçildiği için zayıf kalan bazı karakterlerin ve hikayelerini daha sağlam bir zemine oturtulmasını sağlıyor. Steppenwolf’un amacının ne olduğunu ve pat diye ortaya çıkmadığını görüyoruz. Darkseid’ın bir önceki filmde yer almamasının ne kadar büyük bir hata olduğunu, Steppenwolf’un değişen tek şeyinin CGI görüntüsü olmadığını da fark ediyoruz. İzleyiciler nihayet elle tutulur bir kötü adam portresi ile karşı karşıya kalıyorlar.

Darkseid

Zack Snyder, DC evreninin Thanos’u diyebileceğimiz Darkseid’ı hikâyeye katarak, filmin sonunda ulvi bir amaç için toplanan ekip için alt edilecek klasik bir çizgi roman kötüsünü çıkarıyor. Darkseid’ın yanı sıra filmde yer alan Steppenwolf da 2017 versiyonundakinden görüntü olarak daha farklı ve daha anlaşılabilir bir kötü karaktere dönüşüyor. Bir filmde kötü karakter varsa o kötü karakterin mutlaka kötülük amacı ve bu amaçtaki mativasyonu mutlaka işlenmeli. Lakin ilk filme Steppenwolf hakkında çok ama çok az şey biliyorduk. Zack Snyder versiyonunda ise Steppenwolf ve Mother Box arasında ilişki ve kötü karakterimizin dünya ile ne alıp veremediği var, amacı ne gayet açık bir şekilde anlatılıyor.  

Steppenwolf

Bu film, uzunluğu sayesinde özellikle Cyborg ve The Flash gibi daha önce solo maceraları çıkmamış karakterlerin geçmişlerine çok daha iyi bir şekilde odaklanıyor. 2017 de Aquaman dahil birçok karakteri ilk kez DCU’da gördük. Şayet bir filmde tek bir başrol yoksa, başrol aslında bir ekip ise yapılması zorunlu olan şeyler var. Bir ekipten bahsediyorsanız önce ekip üyelerini teker teker tanıtmak ve onlara ekipte yer almak için sebepler vermelisiniz. İlk yapımda bu yok, ilk kez gördüğümüz bir karakter var ve biz tam olarak kim, gücü ne, neden ekibe katılıyor bilmiyoruz. 2017 yapımında kopuk kopuk olarak izlediğimiz ve bir anda bir yerlerde hangi amaçla belirdiği belli olmayan karakterlerin neye dayanarak hareket ettiklerini anlamakla geçiriyoruz. 

Cyborg ilk filme sevilmemişti hatta ben de sevmedim keza adam ne işe yarıyor anlamamıştım. Aklımda kalan tek özelliği Gebze-Harem minibüsü gece ışıklandırması gibi göründüğü. Dışarıdan bakınca “bundan iyi şeyler çıkar” diyebileceğimiz bir karakter olan Cyborg ilk filmde fos çıktı. Zack Snyder versiyonunda ise Cyborg neymiş be dedik. Hem geçmişi hem de gücü hakkında çoğu sorumuza cevap aldık. Victor (Cyborg) nasıl o hale geldi, babası ile kopuk ilişkisi, kendini bir yere ait hissetmeyişi ve Mother Box ile olan bağlantısı gayet iyi açıklanmıştı. 

Flash ilk filmde Marvel’in şapşik Spiderman karakterine çok benziyordu. Komik olmayan şakaları, pot kırmaları, her gördüğüne şaşırması iki karakteri neredeyse aynı yapmıştı. Bu filmde ise hem Flash hakkında daha çok şey öğreniyoruz hem de Flash daha özgün duruyor. En azından bazı hareketleri komik ve sempatik. Ayrıca ilk filme oranla sahneleri daha güzel, ilk filmde kenar süsü gibi ekip kalabalık görünsün diye çağırılmış gibi duruyordu lakin bu sefer gerçekten önemli biri haline gelmiş ve solo filmi olsa izlenir havasında sahneleri var. 

Wonder Women önceki filmden çok farklı değil sadece artık aksiyon sahneleri daha ön planda. Batman ile saçma ve anlamsız diyalogları ve masaj sahnesi çok şükür bu filmde yok. Diana bilgelik yönüyle karşımıza çıkıyor, boş muhabbet yapmak yerine yerinde ve etkili diyaloglar ile gidişatta önemli bir yere sahip. Wonder Women da en kötü olan şey müzik. Amazonların Steppenwolf ile olan mücadelesinde fazla göze batmayan ama Wonder Women’ı her gördüğümüzde çalan o müzik beni bitirdi. Aşiret dizi müziğini DCU da duymak da varmış. Abartı değil gerçekten aşiret dizi müziği, sahnede gözünüzü kapatın duyduğunuz sesten dolayı gözünüzün önüne bir konak, düşman iki aile, intikam ve aşk temalı sahneler geliyor. 

Batman ilk filmde ekibi toplayıp gaza getirip sonra siz savaşın ben şimdi geliyorum deyip kaçan biri gibi gösterilmiş. Önemli sahnelerde ya yoktu ya da sonradan geliyordu, gelince de bir şey yapmıyordu genelde dayak yiyordu. Bu filmde o güçsüz ve korkak görüntü ve çok şükür esprileri de yok. İlk filmde verem eden çekim hataları ile dolu rüyaları da yok, yine rüya görüyor ama bu sefer kötü değil aksine sanki devam filmi gelecekmiş iması veren rüyalar görüyor. 

Aquaman de ilk filme göre daha iyi. 2017 de solo filmi gelmemişti ve filmde biz kendisini suda çok rahat nefes alan balıklarla konuştuğunu iddia eden biri olarak gördük. Atlantis’e ve Victor karakterine yer verilmesi karakter anlatımı yönünden öncekine oranla daha iyi. Elbette sürekli espri yapmaya çalışmaması mükemmel. Wonder Women’ın kementine mağruz kaldığı sahnenin olmayışı gerçekten çok güzel. 

Süperman de değişen tek şey kostümün siyah olması değil. Bu filmde sanki Süperman öncekine göre daha az iyi biri. Cyborg ve Batman rüyalarında da sıkça vurgu yapılan çizgi romanlarda Süperman’in hayatı biraz farklı bir hal alıyor. Sevgilisini kaybedince kötü biri haline geliyor. Süperman’in hal ve hareketleri işte bu evrene bir sinyal niteliği taşıyor. Bu filmdeki Superman işte tam da bu evrene sanki çok yaklaşmışız gibi gösteriyor.

Snyder’ın karakterlere verdiği önem ve detaycılık, sahnelerde çizgi romanlara yaptığı göndermeler net şekilde kendini belli ediyor. Yönetmen, çizgi romanlara hakim olduğunu, oluşturduğu evren ile ne yapmaya çalıştığını daha net ve özgür şekilde ifade edebiliyor.

2017 Justice League mi? 2021 Justice League mi?

Bu sorunun cevabı bence 2021. Karakter ve konu anlatımı açısından kesinlikle daha iyi. Tabii bu iyi oluşun sebeplerinden biri de filmin dört saat olması ve HBO Max’de yayınlanması. Şayet Zack Snyder 2017 de filmden ayrılmasaydı şu an izlediğimiz gibi bir film izleyemezdik, film en fazla üç saat olabileceği için çoğu sahneyi yine göremeyecektik. Lakin yine daha iyi olurdu diyebiliriz. Joss Whedon filmi biraz da Warner Bros’un da isteğiyle Marvel karakterleri gibi komik karakterlerden oluşturmaya çalışmış. Lakin DC kahramanları genelde daha ciddi ve tanrısal bir havaya sahip olduğu için bu durum biraz sırıttı. 2017 hali komik olmayan ama espri yapmak için sanki kafasına silah dayanmış gibi olan kahramanları bize gösterdi ve bu durum gerçekten çok kötüydü. Batman ve Aquaman’in esprileri komik değildi, Diana ve Batman’in flört havası veren sahneleri de hikaye ile alakasızdı. 2017 de olan daha çok ikili ilişkilere odaklı sahneler çok şükür 2021 de yok.

Anlatılan olayların altının yeterince dolu olmayışı olayları benimsemek ve anlamak açısından sıkıntı oluşturuyordu. 2017 Justice League’de Mother Box’lar hakkında pek bir şey bilmiyorduk. 2021 Zack Snyder Cut Mother Box’ları öncekine oranla çok iyi işlemiş. Nasıl dünyaya geldiler? Ne işe yarıyor? Neden üç tane? Neden hepsi farklı topluluklarda? Tüm bu sorulara gayet açık bir şekilde cevaplar buluyoruz. Açıkçası ben ilk filmde Mother Box’lar ne işe yarıyor falan hiç anlamamıştım. Mother Box’ları açıklarken, Superman’in Mother Box ile diriltilmesi de bu sefer gayet açık. Önceki filmde Mother Box’ın böyle bir özelliğinin nasıl olduğu havada kalmıştı, bu sefer bu özelliğin ayakları yere basıyor. Karakterler de gayet iyi tanıtılmış. 2017 de fragmanda gördüğümüz lakin filmde olmayan sahnelere işte bu filmde rastlıyoruz.

Zack Snyder çizgi romanlara hakim olduğunu gösterdi. Filmde DCU’nun geçmişine ve geleceğine çok fazla atıfta bulunmuş ve durum bence DC’yi sadece filmlerden değil, çizgi romanlardan tanıyan ve seven kitlenin çok hoşuna gidecek bir şey. Filmin hem içeriği hem de son sekansına bakılınca sanki filmin devamı gelecek gibi bir hava var. Bu da filmin en başından beri devamı gelecek sekilde dizayn edildiğini gösteriyor. Hatta bu devam filmi Superman’ın kötü olduğu kabus evreninde Anti Yaşam Denklemi’nin getirdiği sorunların oluşturduğu dünyada geçecek gibi duruyordu. İnjustice ve Final Crisis çizgi romanları daha önce ekranlarda görmediğimiz hikayeleri kapsıyor, bu yüzden daha ilgi çekici ve merak uyandırıcı. Çizgi roman severlerin bayılacağı bir devam filmi hikayesi barındırdıkları kesin. Şayet 2017 de filmi Zack Snyder yapsaydı DCU çok farklı bir yoldan ilerleyebilirdi ama şimdi bu ilerleyiş mümkün mü emin değilim. 2019 da Justice League 2 gelecekti lakin takvimde olmasına rağmen gelmedi. Snyder izleyicilerin ilk filmde eleştirdiği çoğu şeyden ders çıkarmış ve çeşitli düzenlemelere gitmiş. Film mükemmel değil lakin 2017 Justice League’e oranla kesinlikle daha çok beğendim. Zack Snyder’in karanlık dünya düzeni olayını ışıkların azlığı olarak anlaması ve anlatması hafiften bir rahatsız ediyor ama neyse.

2017 Justice League İMDB de 6,2/10 puan almıştı, 2021 Justice League ise 8,4/10 gibi öncekine oranla ve DCU’ya daha yakışır bir puan almış. Umarım devam filmi gelir.

***Çok Önemli Not!*** Kitlesel tepkiler, eleştiriler, övgü ya da sövgüler her zaman doğruyu yansıtmaz. Birçok insan hep bir ağızdan bir dizi, film ya da kitabı övdü ya da gömdü diye o işin gerçek karşılığının bu olduğu anlamına gelmez. İzlediğinizde ya da okuduğunuzda sizin de böyle hissedeceğiniz anlamına da gelmiyor. Kendi perspektifinize güvenin, bazen pek çok insanın alamadığı tadı, göremediği inceliği çok eleştirilen bir işten alabileceğimiz ihtimalini her zaman göz önünde tutmak gerekir. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.